Zaman Aşımına Uğrayan Meslekler

Geçmişten günümüze, insanların evlerine ekmek götürmelerini sağlayan birçok meslekler geldi geçti. Öyle meslekler vardı ki; zamanla gelişen teknolojiye ve değişen kültürel yapıya daha fazla direnemediler. Bazıları halâ birileri tarafından geçen yıllara inat, aşkla sürdürülmeye devam etse de bu kadar şanslı olmayan meslekler de oldu.

KALAYCILIK

Kalay işi, bakırdan yapılmış bir gerecin yüzeyine, ak kurşun olarak adlandırılan, parlak kül rengindeki gümüşe benzeyen bir maden olan kalayın eritilerek dökülmesi biçiminde uygulanan bir tür kaplamacılıktır. Çinko, alüminyum, çelik ve plastik mutfak ve hamam gereçlerinin yaygınlaşmasıyla bakırcılığın gerilemesine koşut olarak, kalaycılık da gerilemiş ve yok olmaya yüz tutmuştur. Eskiden kent ve kasabanın hemen hemen her semtinde, pazar yerlerine yakın sokaklarda bir kalaycı dükkânı bulunurdu. Kalaycı dükkânları genellikle bakırcıların yanı başında ya da bizatihi bakırcı dükkânının içinde ayrı bir bölümde yer alırdı. 1950’li yıllarda ve 1960’ların başında bu dükkânların çoğu kapandı.

KALAYCIL

KEÇECİLİK

Keçe, yün, kıl ya da pamuğun ıslak ortamda çiğnenip dövülerek liflerinin birbirine kaynaşmasıyla elde edilen ve örtü, yaygı, çadır, giysi yapımında kullanılan kaba kumaştır. Bu kumaş türü ile uğraşanlar yıllarca sektörünün en zahmetli ve iyi gelir sağlayan bir mesleğini icra ettiler.

KEÇE

 

DEĞİRMENCİLİK

Değirmenlerin en büyük üstünlüğü, doğrudan doğruya tabiatın sağladığı bedava bir enerji kaynağıyla çalışmasıydı. Eskiden bütün akarsu boylarında görülen su değirmenleri, bugün nehir çığırlarının pek büyük bir değişikliğe uğramadığı bölgelerde tek tük kalmıştır. Değirmenci, nehir suyunu taşıyan kanallar üzerine değirmenini kurar ve ani bir su taşkınıyla her şeyin bir anda sürüklenip gitmesini önlemek için geliş vanalarını gece-gündüz kontrol ederdi. Bazı değirmenciler, bölgede üretilen buğdayı un haline getirerek yakın köy ve kasabalardaki fırıncılara satarlardı. Buğday tanelerini ayıklamak, öğütmek, elemek ve un halinde satışa çıkarmak hep değirmencinin göreviydi. Bazı değirmenlerde ise, buğday yerine arpa, yulaf ve çavdar öğütülürdü. Un fabrikalarının gelişmesiyle birlikte çok az sayıda değirmen kaldı.

DEĞİRMEN

ÇÖMLEKÇİLİK

Topraktan yapılmış çanak, çömlek. testi, sürahi, bardak, kase ve saksı gibi eşyalar satan esnafa çömlekçi denirdi. Orta ve üst gelir grupları kalaylanmış bakır kap kullanırdı. Eskiden Bayezid Meydanı’nda bir sıra çömlekçi dükkanı vardı. Toprak kapların yerini zamanla bakır ve benzeri maden kaplar aldı. Fakat çömlek özellikle kırsal yörelerde günümüzde de hala kullanılıyor.

ÇÖMLEK

MACUNCULUK

Bir zamanlar manileriyle sokakları şenlendiren ve bütün çocukların rüyalarına giren macuncu, sokak sokak dolaşarak, macun denilen renkli şekerler satardı. Eskiden bugünkü gibi çeşit çeşit şekerlemeler, bonbonlar yoktu. Macuncu satış yapacağı zaman, kolundaki tahta sehpayı yere koyar tepsiyi de bunun üzerine oturtarak, elindeki demir ıspatula ile renk renk macunlardan alır ve ince bir çubuğun üzerine sarardı. Maalesef günümüzde kaybolmaya mahkum olanlar arasındadır. Sadece Ramazan aylarında, İstanbul’un tarihi ve turistik yörelerinde belediye tarafından simüle edilmektedirler.

MACUN

BİLEYCİ

Bıçak ve emsali şeyleri çarka tutup bileyen esnaf genellikle seyyardı. Demirden yapılmış ev aletleri görece değerli eşyalardı. İstanbul’daki bileyci esnafının büyük çoğunluğu Karadenizli bekar uşağı ya da Buharalı idi. Bileycinin
mahalleye gelişi kısa sürede duyulur ve ev sakinleri her türlü kesici ya da yarıcı aleti sık aralıklarla bileyletirdi.

BİLEYCİ

ŞERBESTÇİ

Meşrubat sektörünün gözdesi şerbetti. Meyve özü su ve şeker karışımı bu içecek ya da şurup yaz aylarında kent insanının serinlemesine vesile olurdu. Ayrıca misafirlere şerbet ikram etmek de adettendi. Şerbetçi dükkanları olduğu gibi seyyar şerbetçiler de müşteriye hizmet götürürlerdi.

ŞERBET

kaynak:listelist.com