Ankara

ankaraTürkiye, cennet gibi bir ülke. Her şehri ayrı güzel. Doğası, tarihi dokusu, kültürü ile zengin mi zengin. Bu şehirlerden birisi de Ankara. Tarihi, doğası ve kültürü ile bambaşka. İşte Ankara’da önemli tarihi hikayelere sahip birkaç yer:

Kuşların Ve Oyaların Cenneti Nallıhan

Nallıhan’da gezilip görülecek o kadar çok yer vardır ki gezmeye doyamazsınız. Yemekleri, oyaları, gölleri, şelaleleri, dağları, yaylaları görülmeye değerdir. Nallıhan’ın kendine özgü bazı yemekleri de vardır. Örneğin mantı çorbası, kızılcık çorbası, güveç, çökel, gorçan, sırım gibi etli yemekler ve çorbaları sayabiliriz. Özellikle hamur işleri daha farklıdır. Malak, keşli makarna, kaşıktan çıkarma, ayman böreği, kül çöreği, çullu gözleme, Nallıhan simidi, hamur kızartma gibi birçok hamur işi çeşitleri vardır.  Nallıhan’da bazı şehirlerden farklı olarak ipek iğne oyaları yapılır. Nallıhan‘ın simgesi haline gelen ipek iğne oyaları halkın geçim kaynaklarından biri olmuştur. Oyalar; yazma, namaz örtüsü, fular ve mendil kenarlarına dikilerek kullanılır. Nallıhan’ın kültürünün en önemli parçasını oluşturan oyalar ve dokumalar sandıklarda sararıp zamanla yok olmaktadır. Dolayısıyla oyaların ve dokumaların yaşatılması için çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır. Son dönemde bu çalışmalara hız verilmiştir.

Kızılcahamam

Ankara’nın kuzeyinde yer alan bir ilçedir. Kızılcahamam’da yerleşimin ne zaman başladığı bilinmemekle beraber, ilk çağlara dayandığı düşünülmektedir. İlk önce Hititlerin daha sonra da sırasıyla Friglerin, Lidyalıların, Perslerin, Galatların, Romalıların, Bizanslıların hâkimiyetinde kalmıştır. İlçe merkezinde yeteri miktarda düzlük alan bulunmadığından dolayı çok sıkışık bir yerleşim mevcuttur. Buna rağmen ilçe merkezleri dağ yamaçlarına doğru sürekli genişleme eğilimindedir.  Roma döneminden beri kullanıldığı bilinen Kızılcahamam kaplıcaları Türkiye çapında ün kazanmıştır. Kızılcahamam genellikle Soğuksu Milli Parkı, kaplıcaları, otelleri, maden suları, tarihi yerleri ve festivalleri ile tanınır. Tam bir şifa merkezidir. Termal suları pek çok hastalığa iyi gelmektedir. Ankara’ya yakınlığı nedeniyle özellikle hafta sonları çok sayıda günübirlikçi turist ağırlar. İlçe içinde bulunan çok sayıdaki lokantalar Ankara’dan gelen misafirlere ve kaplıca ziyaretçilerine hizmet verir. Pazar günleri kurulan köylü pazarlarında civardan gelen köylüler, getirdikleri yöresel ve doğal ürünlerini satarlar. Son yıllarda civara yapılan büyük oteller kongre ve toplantılara ev sahipliği yapmakta, bu yolla İlçe turizmine büyük katkılar sağlanmaktadır.

Gordion

Gordion’un kalıntıları Ankara’ya 94 km uzaklıkta, Polatlı’nın 29 km kuzeybatısındadır. Höyükte, Gordion adını zikreden kitabeye benzer hiçbir delil bulunamamıştır. Buna rağmen bu höyüğün eski Gordion olarak belirtilmesi doğru kabul edilmektedir. Bir rivayete göre ilk Frig Kralı Gordios, krallığa çıkışı sırasında sabanını, boyunduruğuna bir kördüğüm atarak bağlamıştır. Şehrin, Gordion adını, krala izafeten aldığı sanılmaktadır. Fakat o zamana ait Doğu belgelerinde bu kralın adından hiç bahsedilmemektedir.
Çeşitli mücadelelerin geçtiği bu bölgede M.Ö. 200 yılından sonraya ait olabilecek bir şey bulunamamıştır. Bundan sonra Gordion önemini kaybetmiş ve terk edilmiştir.

Augustos Tapınağı

Romalılar MÖ 1. yüzyılın sonlarına doğru Galatya’yı eyalet haline getirip Ankara’yı başkent yaptıktan sonra, bir takım imar faaliyetlerine girişmişler ve şehrin büyüyüp gelişmesini sağlamışlardır. Roma Augustus Tapınağı’nın bu dönemde yapılarak imparator kültünün de Ankara’ya getirilmesi bu kente verilen önemin bir belgesidir. Augustus Tapınağı, Ulus’ta Hacıbayram Camii’nin bitişiğinde yer almaktadır. Roma Döneminde Ankara, Augustus Tapınağı’nın bulunduğu kutsal tepenin etrafında kurulmuştur. Frig Döneminde tapınağın bulunduğu tepede bereket tanrıçası Kybele ile Ay tanrısı Men’e tapınıldığını, Roma Dönemi sikkelerindeki tasvirlerden ve yazıtlardan anlamaktayız. Ayrıca tapınakta bulunan yazıttan tapınağın Augustus ve Tanrıça Roma’ya adandığını anlıyoruz.

ankara2

Ankara Roma Hamamı

Hamam, Ankara’nın Altındağ ilçesinin Ulus Meydanı’ndan Yıldırım Beyazıt Meydanı’na uzanan Çankırı Caddesi üzerinde yer alır. 3. yüzyılda Septimius Severus’un oğlu Caracalla tarafından Sağlık Tanrısı Asklepios adına yapılmıştır. Bugün Roma Hamamı olarak adlandırılan bu platformun bir höyük olduğu bilinmektedir. En üstte Roma Çağı (Kısmen Bizans ve Selçuk katları), onun altında Frig Devri yerleşmesinin kalıntıları tespit edilmiştir.
Höyük altında kalan taş kalıntılar çok iyi bir şekilde korunduğundan yapının planı anlaşılabilecek durumdadır. Buna göre yapının bir taşra kenti hamamından çok imparatorluk standartlarına göre yapıldığı anlaşılmaktadır.

Ankara Kalesi

Yapılış tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Kentte askeri bir garnizon bulunduran Hititler tarafından yapıldığı sanılmaktadır. Ama bu düşünce arkeolojik verilere dayanarak doğrulanmamıştır. Hititlerden bu yana hep aynı yerde bulunan, Romalılar, Bizanslılar ve Selçuklular dönemlerinde birçok kez onarılan Ankara Kalesi, tepenin yüksek bölümünü kaplayan iç kale ve çevresini kuşatan dış kaleden oluşur.Kale tarih içinde çeşitli dönemler yaşamıştır. M.Ö 2. yy. başında Romalıların Galatya’yı (Ankara yöresi) işgalinden sonra kent büyüyerek kale dışı-na taşmıştır. Roma İmparatoru Caracaila M.S. 217′ de kalenin surlarını onartmıştır. İmparator Severus Alexander ve Velerianus, Perslere yenilince kale kısmen tahrip edilmiştir. Romalılar kaleyi onarmıştır. Ankara Kalesi 1073’te Selçukluların eline geçmiştir.

Beypazarı

Beypazarı toprakları pek çok eski uygarlığa ev sahipliği yapmıştır. İlk yerleşimi işaret eden net bilgiler bulunmamakla birlikte yerleşim yeri olarak kullanılmasının eski çağlara dayandığını gösteren bulgular vardır. Beypazarı konakları ile ünlüdür. Genellikle iki ya da üç katlı olan konaklar yapılırken işlevsel ve kültürel detaylarla bezenmişlerdir. Bu evler zemin katları taş, üst katları ahşap iskelet içine ahşap veya kerpiç dolgu sistemi kullanılarak inşa edilmiştir. Birbirine komşu evlerdeki kapılar, pencereler, guşganalar birbirine bakar durumdadır. Bu iç içe yerleşim tarzı sosyal yaşamın ve ilişkilerin samimiyetine işaret etmektedir. Tarih mirası olarak bu konaklar koruma altına alınmıştır. Yıllar boyu gümüşü, bakırı, demiri, deriyi, ipeği işleyen Beypazarı halkı bu sanatlardan geçimini sağlamaya devam etmektedir.